Reem’in yarım kalan hikâyesi devam edecek

Khaled ve Reem ayrılmazdı. Filistinli dede Khaled kızı ve iki torunuyla beraber yaşıyordu ta ki işgalci İsrail’in hava saldırılarına kadar. Geçtiğimiz haftalarda minik bedeninin defnedildiği Filistinli Halid Nebhan’ın torununu gözlerinden öperek uğurladığı son vedası hepimizin yüreğini parçalamıştı. Üç yaşındaki Reem’in hikâyesi yarım kaldı ama Reem ile aynı ismi taşıyan 29 yaşındaki Filistin asıllı Ürdünlü Reem Shalebi, onun hikâyesinin devam ettiğini söylüyor. Fatih Belediyesi Klaket Sinema Akademisi’nde Filistin topraklarında yaşanan direnişi anlatmak ve işgalci İsrailliler tarafından şehit edilen üç yaşındaki Reem’in doğum günü için “Reem Gibi” kısa belgesel hazırlandı. Belgesel de yer alan Reem Shalebi, “Belki Reem şehit oldu, gitti ama onun yerine binlerce Reem gelecek. Ülkesi için savaşan ve hiç pes etmeyen çocuklar gelecek” ifadelerini kullanmıştı.

Filistin asıllı 29 yaşındaki Reem Shalebi’nin 1948 yılında işgalci İsrail tarafından babaannesi dört yaşlarındayken ailesiyle birlikte Filistin’de yaşadıkları evlerinden zorla sürgün edilmiş. Ürdün sınırında yaşamak zorunda kalan aile geçici olarak kalacaklarını düşünmüş olsa da topraklarına dönememişler ve Ürdün şehrine tamamen göç ederek Ürdün vatandaşlığı almış. 1996 yılında Ürdün’de doğmuş olan Reem Shalebi İngilizce öğretmeni bir anne ve insan hakları savunucusu bir babanın yedi çocuğundan biri. Reem Shalebi, henüz sekiz yaşlarındayken Filistin ile ilgili çalışmalar yapan babasının hapse atılması ve Ürdün hükumeti tarafından yapılan baskıları yüzünden ailesiyle beraber 2004 yılında Suriye’ye gitmek zorunda kalmış. Shalebi, 2011 yılına kadar ortaokul ve liseyi Suriye’de okumuş. 2011 yılında Suriye’de çıkan iç savaştan dolayı Shalebi ailesiyle tekrar Ürdün’e dönmüş. Ürdün’de bir buçuk yıl boyunca eczacılık okuyan Shalebi, Filistin direnişini anlatmak için eczacılık fakültesini bırakıp sinemaya yönelmiş. 2017 yılında Türkiye Burslusu olarak Sinema ve Televizyon Bölümü’nü kazanan Shalebi ailesiyle birlikte Türkiye’ye gelmiş. Yeni Şafak Pazar olarak; yedi yıldır Türkiye’de yaşayan Reem Shalebi ile bir araya geldik. Hayatını, Filistin direnişini ve üç yaşında şehit edilen Reem’i konuştuk.

İsrailliler babaannemi ve ailesini zorla sürgün etti

* 1948 yılında babaannen küçük yaşlarındayken İsrail tarafından ailesiyle birlikte evlerinden zorla çıkartılıp sürgün edilmiş. Babaannenin bu göç hikâyesini anlatabilir misin?

İsrailliler 1948 yılında babaannemi ailesiyle birlikte evlerinden zorla çıkartmış. Babaannem ve ailesi Ürdün sınırında yaşamaya başlamışlar. O zamanlar birkaç hafta kalıp sonra döneriz diye düşünmüşler maalesef aylar boyunca sınırda kalıp çadırlar kurmuşlar. Babaannemin küçük yaşlarda sürgün edildiği o dönemde başka Filistinliler de varmış. Orada kalınca yavaş yavaş bir toplum oluşmaya başlamış sınırda. Daha sonra bir daha topraklarına dönemeyince Ürdün’ün şehir merkezine yerleşmişler ve Ürdün vatandaşı olmuşlar.

* Babaannenin Ürdün sınırında yaşadığı o yere hiç gittin mi?

Babaannem birkaç defa sınırda kaldıkları o bölgeye götürmüştü. Orada bize hatıralarını anlatmıştı. Ürdün’ün o sınırından Filistin’i görebiliyorduk ama sadece uzaktan bakabiliyorduk.Babaannemin küçükken arkadaşlarıyla oynadığı o sınırda küçük bir göl varmış. O gölde yüzmeyi öğrenmiş. Hayat zor olsa da devam ediyormuş. Ama babaannem mutlaka bir gün Filistin’e döneceğine inanıyordu. Biz de kesinlikle bir gün Filistin’e döneceğimize inanıyoruz. Hayatımızı, günlerimizi böyle yaşıyoruz. Emin miyiz? Emin değiliz ama biz bu inançla, umutla yaşıyoruz. Onun gücüyle devam edebiliyoruz. Bu nesil sadece bizim neslimiz değil. Bir gün babaannemin o köyüne gidip onun hayallerini gerçekleştirmek istiyorum. Şu an orada işgalci İsrailliler yaşıyor ama babannemin yürüdüğü o yollarda yürüyeceğimi biliyorum ve inanıyorum. Onun yaşadığı o yer beni ve diğer torunlarını çağırıyor. Çünkü biz o anahtarı saklıyoruz ve hiç kaybetmiyoruz. Biliyoruz ki bir gün döneceğiz. Onun sahibi biziz.

* Baban Filistin’e destek için yaptığı çalışmalardan dolayı Ürdün hükumeti tarafından defalarca hapse atılmış…

Babam Filistin için yazılar yazıyordu ve Ürdün hükumeti siyasi rehine olarak babamı hapse attı. Bazen üç sene kalıyordu bazen iki ay kalıyordu. Filistin için çalışmanın bedelini ödüyordu. Bizim inancımız halka sürekli Filistin’i hatırlatmak ve bir eylem yapmamız gerektiğini anlatmaktı. Babam hapisteyken bir sürü olaylar oldu. 5-6 yaşlarındaydım. Babam hapisten çıktıktan sonra ise bir sene boyunca babamın şehirden çıkması yasaklandı. Her gün polis merkezine gidip imza atması gerekiyordu. Sonraki sene babam bu durumu kabul etmek istemedi ve tekrar hapse girerim ama bunu kabul etmem dedi. Ben de o an yanındaydım.

Filistin şarkıları dinleyerek büyüdüm

* Bir dönem Suriye’de yaşadınız. Orada neler yaptınız?

Ürdün’deki polislerin kuralları Filistin için çalışan herkese karşı daha baskın kurulmaya başlanmıştı. O zamanlar mesela kimse Hamas kelimesini söyleyemiyordu. Bir zamanlar eylem yapmaya izin veriyorlardı ama artık zorlaştırmaya, takip etmeye başladılar. Mesela birkaç defa evimize gelip araştırma yaptılar, evimizi aradılar. Biz de 2004 yılında Suriye’ye gittik. Filistin için daha rahat çalıştık. Ben de Suriye’de Filistin okulunda okudum. Okuduğum okulda herkes Filistinliydi. Genellikle şimdiki çocuklar zor şeyler yaşamamalı, görmemeli denilir ama hatırladığım kadarıyla biz mecbur kaldık. Hatta dinlediğimiz şarkılarda şehadet, ölüm, öldürmek, intikam, Yahudi kelimeleri geçiyordu, bunlarla büyüyorduk. Bazen küçükken dinlediğim şarkıları şimdi dinleyince ben küçükken bunları nasıl söylerdim diyorum. Aslında çocuk şarkıları değildi. Filistin içindi.

Yine bir gün Suriye’de okul bir piknik düzenliyordu. 2004 yılıydı. Ahmed Yasin sabah namazında şehit edilmişti. Sabah uyandım. Annem ağlıyor, babam çok kötü. Okula gidiyoruz bütün öğretmenler birbirlerine sarılıp ağlıyor. Herkes piknik eşyalarını toplamış biz ne olduğunu bilmiyoruz. Okul müdürü Ahmed Yasin ile ilgili konuşmaya başlayınca anladık. Sonra hiç kimse pikniğe gitmedi. Hepimiz Ahmed Yasin için eylem yaptık. Bizim çocukluğumuza etki veren olaylar bunlar.

Filistin davasını sinemayla anlatacağız

* Sinema sence Filistin davasına ışık tutuyor mu?

Sinema batı tarafından geliştirilen bir alan. Ama onun hem teknik tarafı hem fikir hem sanat tarafı olduğu için bu herhangi bir topluma, kültüre ait değil. Sinema herkesin hakkı. Belli bir grubun elinde olması Filistin için daha fazla engel teşkil ediyor ama ana akımdan farklı bir şey çıkarmak isteyen herkes için engel aslında. Ama sinema kesinlikle insanı bilinçlendiriyor. Ben direniş olarak sinemayı, görseli, duyguya hitap etmeyi seçtim. Filistin davasını sinemayla anlatacağız ve sanatla besleyeceğiz.

Dedem Yeni Şafak Gazetesi’ni okurdu

* Çok iyi Türkçe konuşuyorsun. Türkiye’de okumadan önce Türkçe biliyor muydun?

Dedem 1950 yıllarında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş. Dedem Türkçe biliyordu ve Ürdün’e gelen çoğu Türkleri de tanıyordu. Dedem Ürdün’de Türkiye gündemini takip ederdi. Yeni Şafak Gazetesi’ni helhalde Türkiye’den gelen dostları Ürdün’e getirirdi. Çünkü Yeni Şafak gazetisinin ilk yıllardaki sayıları dedemin kitaplığında vardı. Sonra ben kendim yavaş yavaş Türkçe öğrenmeye başladım. Babama bir gün çay yapıyordum ve üç kelimeyi sürekli birbirine karıştırıyordum. Yeşil, yeni ve yarın. Bir gün babama “Yeşil çay istiyor musun?” diye soracaktım. “Yeni çay istiyor musun?” dedim. Babam “Ne demek istiyorsun? dedi Arapça. “Yeşil demek istiyorum” dedim. Babam o zamanlar Türkçe bilmiyor. Babam “Hayır yanlış söyledin” dedi. “Nereden biliyorsun?” dedim. Dedi ki “Çünkü Yeni Şafak diye bir gazete var.” Arapça Yeni Şafak’ı söyledi. “Yeni’nin demek ki yeşille ilgisi yok.” Babam Türkçe bilmiyordu ama yeni kelimesini biliyordu. Nereden? Yeni Şafak kelimesinden. Dedem gazeteyi gösteriyormuş.

* Seninle aynı ismi taşıyan ve ne yazık ki üç yaşında şehit edilen Reem’in anısına eğitim gördüğün Klaket Sinema Akademisi’nde bir belgesel çekildi. Sen de o belgeselde Reem’i anlatıyorsun…

Binlerce video izliyoruz ve hepimiz etkileniyoruz. O videoyu izlediğimde diğer bütün videolar gibi etkilenmiştim. İsmini bilmiyordum. İsmini öğrendiğimde ister istemez başka bir bağ oluştu. Çünkü senin ismin ve benim için açıkçası ismim özel. O Reem için de öyleydi. Reem Ceylan demek. O videoları görünce o küçük kız ceylan gibi koşuyordu, gülüyordu. O ceylanın masumiyeti…Bu kız gülüşüyle, koşusuyla, saçlarıyla ve masumiyetiyle gerçekten Reem. Kendimi gördüm onda. Çocukluğumu gördüm. Ama gerçekten onu hatırladığım zaman ölmüş halini değil, bu koştuğu, mutlu olduğu, dedesiyle oynadığı videolar, o güzel yüzü geliyor aklıma. Bu güzel kızın bir hikâyesi vardı. Videolarda gördüm. Ama bu hikâyenin devam etmesine izin verilmedi. Milyonlarca öldürülen çocuğun bir hikâyesi vardı ve çalındı. O kızın bir dedesi var. O dede hikâyeyi ölümsüzleştirdi o videoda. Ama binlerce çocuğun dedesi yok, o dedeler de şehit oldu. Ne çocukların ne de ailelerin izi bile kalmadı artık. Yeni çocuklarla, yeni Reem’lerle Filistin hikâyesini biz devam ettireceğiz. Sinemayla veya bir direniş biçimiyle devam ettireceğiz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*